DUYURULAR :
  • “ Ve Dergimiz 3 Yaşında! “
  • “ Modoko Life yeni sayısı yayında! Tükenmeden hemen almanızı öneririz. “
  • “ Modoko Life Exclusive D&R'da... “
GERİ DÖN

Kukla Bebe Anne Kalbiyle Üretiyor...

Kukla Bebe 1967 yılında kurulan, Modoko’nun açıldığı günden itibaren de bu oluşumda yer alarak, bebek mobilyasında ve sektörde öncü bir mağaza olarak biliniyor. Mağazanın yöneticilerinden Tolga Yalçın ile hem Kukla Bebe özelinde, hem de sektörde nasıl bu kadar güvenli bir yer edindiği hakkında konuştuk.
 
Tolga bey Kukla Bebe’nin tarzından ve marka anlayışından biraz bahseder misiniz?
Bizim bir misyonumuz var. Bir hedef belirledik kendimize. Biz, aradığını bulamayan, daha özel formlar isteyen, malzemesi hakkında daha derinlemesine bilgi arayışında olan, malzemeyi iyi analiz eden, bebeğin sağlığına, ergonomisine uygun, annenin kendi konforuna uygun araştırarak karar veren müşterileri hedefliyoruz. Onlar da gezdiği gördüğü mağazalar arasında ilk buraya girdiyse, bir sonrakilerde pek aradığını bulamayabiliyor. Biz biraz daha alışılmışın dışında formlar, şekiller ve renkler kullanıyoruz. Mesela şu an sektörde yetişkin mobilyasında da, bebek mobilyasında da bir beyaz hakimiyeti var. Bu beyaz hakimiyetinin altındaki sebep, aslında insanların kolayına gelmesidir. Sektör de bundan çok memnun oldu, müşteriler de. Bu aslında iş bilmemekten kaynaklanıyor. Tam tersine enteresandır ama renklerle baş edemiyor üreticiler. Müşterinin bilgisi sınırlı. Örneğin, yeşilin yanına ne gider? Yeşilin yanına pembe de gider, toprak renkleri de. Ama hakim olamadığı zaman, “her şeyi beyaz yapayım” gitsin gibi bir anlayış var. Bu sektörde, işi bilen de bilmeyen de “beyaz mı moda?” diye soruyor. Beyaz moda ama neden moda? Bu sebepten moda. Bizde de beyaz var ama gördüğünüz gibi çok renkli bir mağazamız var bizim. Çok renkli olmasının sebebi de biz renklerle baş edebildiğimizi düşünüyoruz. Yani renkleri, oranları, orantıları yan yana getirebilmek önemlidir bu işte. Bize gelen müşteriyi genelde aklındaki gibi değil de, doğru olan bir bebek odası yapmaya yönlendiriyoruz. 
Organik malzeme ya da hijyen anlamında bana söyleyebileceğiniz başka neler var?
Size kuracağım cümleler şehir efsanelerine dayanan cümleler olmaz. Şöyle söyleyeyim; “Organik diye bir malzeme yok.” Organik malzemenin üzerine kimyasal işlemler ve kimyasal ilaveler yapılarak bir takım malzemeler elde ediliyor. Tekstilin temelinde selüloz vardır. Mesela tekstilde pamuk veya sentetik malzemeler vardır. Pamuklu olsa dahi ya da pamuk türevi tekstil olsa dahi bunun üzerinde boya oluyor, bir çok ilavelerden geçiliyor, ondan sonra hijyenik olması için aktif filtrelerden geçiriliyor ve bu kumaş en son tahlilde kumaş olarak elimize aldığımızda, köydeki bir kadının yün eğiripte kendi imkanlarıyla yaptığı bir kumaş gibi olamaz. Bu boyada da aynı şey söz konusu. İşte kurşunsuz boya, herkes bildiği kadarıyla soruyor “Sizin boyalarınız da kurşunsuz mu?” Aslında burada birçok satıcı müşteriden daha donanımlı değil. Yani müşteri kadar donanımlı ama konum itibariyle müşteri ona çok itibar ediyor. Bir de kimsenin kendi ürününe muhalefet bir düşünce bir kelam etmeyeceğini düşünürseniz, sağlıklı bilgiyi müşteri alamıyor. Fiyatlardan bile yola çıkarak sağlıklı mobilyayı ayrıştırabilir. Mesela mdf, sunta, ağaç ve ağaç türevi olan bütün malzemelerde de mutlaka kimyasal katkılar var. Suntada ve mdfde, bayanlar daha iyi anlar, kek yapar gibi; ağacın tozundan, talaşından olursa sunta, tutkalla birleştirilip, sıkıştırılıp kek gibi pişirilmesiyle elde ediliyor. Fırından çıktığında sıcaktır bu malzeme. Hatta el yakar. Bir süre dinlendirilir. Şimdi tutkalın ham maddesi formaldehittir. Suntanın ya da mdfnin sonuna kadar ergonomik, organik, sağlığa zararsız olduğunu söylemek mümkün değil. Boya da kimyasal bir maddedir. Su bazlı boyadan bahsediliyor. Su bazlı boya demek, boyanın tiner yerine su ile inceltilmesi anlamına gelir. Tinerden muaf kalırsınız ama tinerden muaf kalmak önemli değil. Çünkü geceleyin açık bırakın ağzını sabah geldiğinizde tiner yoktur. Uçucu bir madde zaten. Kalmaz mobilyanın üzerinde ama boyada ağır metal varsa gene vardır. Yani bu da pek geçerli bir yöntem değil müşteri açısından. 
 
 
 
 
Kukla olarak en azından doğal üretime yaklaşmaya çalıştığınızı ifade edebilir misiniz?
Tüketiciye biz buraya geldiğinde de söylüyoruz bunu. Eğer evinizde laminant parke gibi pimapen gibi plastik doğrama varsa, bu durumda artık mobilyanın ya da tekstilin artık sağlığa zararlı mı, zararsız mı olduğunu çok takip etmek abes olur. Çünkü bu günde üç paket sigara içen bir insanın nikotin var diye patlıcan yememesine benziyor. Yani bu mobilyadaki sağlığa zararlı maddeleri kovalamak, araştırmak tuhaf. Çünkü bazen anneler güzel ve temiz bir kalple bunun peşinden koştukları için ve birinci handikap olarak karşısındaki insanı da kendisi gibi bir anne yüreğine sahip hissettiği için, hayal kırıklığına uğruyor. Çünkü kimse anne yüreği ile bu işi yapmıyor. Biz biraz daha anne kalbiyle hareket etmeye çalışıyoruz. Kendi evladımıza kullanmayacağımız bir malzemeyi burada kullanmıyoruz. Bunu ayırt edebilmenin yolu, Avrupa'da olduğu gibi mimarlık müessesine saygı göstermekten geçer. Yanında ya bir mimarla gelecek; ya da bu malzemeleri ayırt edebilme kabiliyetine haiz olan bir bilir kişiyle gelecek. Aksi takdirde satıcının vicdanına kalır. Tüy gibi malzemelere masif deniyor. Mesela ahşap mobilya, ağaç mobilya müşteriye istediğini vermez. 
 
 
 
 
Bebek mobilyası ve tekstil ürünlerinde çok hızlı bir geçiş var. Bu bebekler çok çabuk büyüyorlar. Aileler ne yapıyor bu mobilyaları? Genellikle eşe dosta mı veriyorlar, yoksa bunun da bir geri dönüşümü mümkün mü? 
Normal mobilya sektöründen bir farkı yok çünkü özellikle bir kişi kendi koltuğunu belki güvendiği bir yerden, bildiği bir yerden ikinci el kabul edebilir ama bebek mobilyalarında böyle bir şey söz konusu değil. Biz kesinlikle geri dönüşümlü malzeme dahi kullanmıyoruz. Kullandığımız yatakların içindeki elyaf tabakası bile bazen dönüşümlü malzemeden kullanılmış oluyor. Dönüşümlü kumaşlar vardır. Birçok tekstil ürününün bir araya getirilip tekrar oluşturulan.
Nereye gidiyor bu malzemeler?
Onlar işte müşterinin evinden artık nereye gidiyorsa onu bilemiyorum ama herkes kendi imkanlarınca kendisi kullandıktan sonra bir tanıdığına verebilir. Ama bu resmi bir şey değil. Tamamen tüketici tanıdık arasında gelişiyor. Bebek çok hızlı büyüyor ama önlem alıyoruz satış yaparken. İleriye dönük formlarda üretim yapıyoruz. Yani zaman geçtikçe ihtiyaca binaen dönüşüm kabiliyeti olan ürünler kullanıyoruz.
Kaç yaşa kadar kullanabiliyorlar?
Bebek odalarının genelde on yaşına kadar kullanabileceği mobilyayı üç yaşında değiştiren de olabilir. Üç senelik mobilyayı zorlayıp beş sene kullanan da kullanabilir ama genelde bebek odalarının formu sekiz ila on yaşına kadar kullanabileceği formlardır. Bu genellikle mobilyanın kullanım süresinin herhangi bir sebepten dolayı bitmesinden değil, kullanıcının sıkılmasından kaynaklanıyor. Bizim mobilyamız sağlamlık ve form olarak müsaade etse de, zaten belli bir zaman sonra çocuk sıkılıyor, aile sıkılıyor, çalışma masası ihtiyacı söz konusu oluyor. O zaman da aile, bir çalışma masası almak yerine, yeni bir mobilya takımı almış olarak dönebiliyor. 
Yurt dışına mobilya ihraç ediyor musunuz?
Talep olursa değerlendiriyoruz. Bizde arka planda hiç stok yok. Çünkü bizim müşterilerimizin tamamı özel formlar arzusunda olan, aradığını bulamayan, bir takım noktalarda farklı olmak isteyen, şekil, biçim, renk konusunda farklıyı arıyor. Onun için sıfırdan, daha önceki yapılmışların hiçbirine benzemeyecek şekilde yapılıyor. Yaklaşık otuzun üzerinde bir ekiple çalışıyoruz. Cilahane, atölye, teslimat ve mağaza kadrosu içinde olmak üzere bir çekirdek kadromuz var. Bizde daha yavaş ilerler işler. 
Sektörün cilveleri nelerdir?
Şu an mobilya sektörünün bir handikabı, işçiliğin zayıflamasıdır. Malzemeler parçalardan oluşur. Bu parçaların birbirinin içine girmesi söz konusuyken, bir ihtiyaçken artık sadece yapıştırma yöntemiyle imalat yapılıyor. Bu bir handikaptır. Müşteri bunu fark edemiyor, çözemiyor. Ondan sonra bu biraz daha imalat süresini uzatıyor. Bizim imalat süremiz biraz daha uzundur. Yani genel olarak sektörde bir aysa, bizim teslimat süremiz bir ay on beş gündür. O on beş günde, bütün parçalar tek tek birbirine kenetlenir. Boya işlemi biraz daha uzun sürüyor. Çünkü bizim kullandığımız malzemeler biraz daha farklı. Standartlar kadar çabuk kurumaz. Daha nazik malzemeler, imalatının dikkatli yapılması lazım. Sonraya dönük dayanıklılık olarak bu geri geliyor. Senelerce kullanılacak malzemeler olduğu için, bizim müşterilerimiz de onu hoş görüyor. 
Müşterilerimiz hep tavsiye yöntemiyle bize gelen müşteriler. Bizim mobilyamızı beş yıl kullandıktan sonra telefon açıp teşekkür eden müşterilerimiz de var. Çünkü sorunlu bir platformda olmadığı için, mobilyasından da herhangi bir şikayet olmadığı için ancak kadın şöyle fark edebilmiş teşekkür etmesi gerektiğini; Karşı komşusuna bir mobilya gelmiş ve gününde gelmemiş. Renkler yanlış, ölçüler yanlış, kesif bir koku hakim. Sonra bilir kişiler tarafından onlara da yardımcı olunmuş. Demişler ki “Bu mobilya kokuyor.” Bu kokunun sebebi formaldehittir, solventtir, kurşundur, amonyaktır. Bunlar olmaması gereken malzemeler. Bunları gördükten sonra arayıp teşekkür etti bize. 
Ulaşmasını en çok istediğim mesaj şudur: Nasıl ki hukuksal bir mevzu olduğunda avukattan yardım alınıyorsa ve kendisi çözemiyorsa, bir mobilya mağazasına da gittikleri zaman, avukat gibi ya da bir annenin evladına gösterdiği özen neyse, o da müşterisine aynı özeni göstersin. Çünkü emanet alıyorsunuz, vekil alıyorsunuz. Bebeğe, anne için vekil oluyorsunuz. Anneyi bıraksanız, kendi seçer ama seçemediği için sizi vekil tayin ediyor.  
Meslek sevginiz ve Kukla Bebeye bu kadar önemli bir konuda emek verip, incelikle çalıştığınız için tüm Modoko Ailesi adına teşekkürlerimizi sunuyoruz…
SOSYAL MEDYA
DİĞER HABERLER
GELECEK SAYIDA
Yukarı Dudullu Mah. Modoko Mobilyacılar Sitesi - Ümraniye/İSTANBUL
2015 © Copyright © Modoko. Tüm hakkı saklıdır. Materyallerin izinsiz kullanılması yasaktır.