DUYURULAR :
  • “ Modoko Life yeni sayısı yayında! Tükenmeden hemen almanızı öneririz. “
  • “ Modoko Life Exclusive D&R'da... “
  • “ Ve Dergimiz 3 Yaşında! “
GERİ DÖN

Hem Sanatçı, Hem Mimar Hem de Usta... Sedat Abayoğlu

1949 yılında doğdu Sedat Abayoğlu. Şimdiki adıyla Marmara Güzel Sanatlar, dönemin adıyla Devlet
Tatbiki Güzel Sanatlar Mobilya ve İç Mimari bölümünden mezun oldu. O kendine göre iyi görünen, içine
sinen farklı objeleri buluşturmayı çok seviyor. Bir de şimdilerde pek duyulmamış bir unvana sahip.
Kendi alanında “Mobilya Mühendisi” olarak biliniyor. Ağacı çok seviyor. Gerçek bir ağaç tutkunu ve
tasarlayıp çizmenin yanı sıra zanaatkârlığı ile de birçok kuşağa örnek olabilecek çalışmalar yapıyor.
Sedat Abayoğlu ile tanışmak bizim için büyük bir şanstı. Bu sayımızda sizler için hem kendisiyle,
hem de mesleğe çocuk yaşta atılan heykeltıraş oğlu ile buluştuk. Keyifli okumalar…
 
Bize Sedat Abayoğlu Mobilyası’ndan bahseder
misiniz?
Ben hiç kimsenin yanında çalışmadım. Üniversiteyi bitirdikten
sonra hemen tek başıma bir şeyler yapmaya
çalıştım. İnsanın böyle çıraklık dönemi falan olur
ama ben hep kendi kendimin çırağıydım. Marmara
Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi’nde mobilya
ve iç mimarlık üzerine eğitim aldım. Sonra kendi
kendime bir şeyler yapmaya başladım. “Sedat
Abayoğlu Mobilyası” bu çalışmaların bir ürünüdür.
Canım ne isterse yapıyordum. Yani bu resimle
de heykelle de iç içe bir durum. Sanatsal yönü ağır basan,
endüstriyel bir iş yapıyorsunuz sonuçta.
Muhakkak. Ağacın ya da kullandığım malzemenin
herhangi bir yeri ile oynamayı seviyorum. Sanki o
malzemeye hayat katmak gibi oluyor. Belki de benim
yaptığım mobilyaya “Sedat Abayoğlu Mobilyası” dememe
gerek yok çünkü dünyanın neresinde olursa olsun
“Sedat Abayoğlu Mobilyası” zaten demeye başladılar. Şimdi bu iyi midir
kötü müdür? Bilmiyorum. Çünkü artık kopyalayıp direk
uyguluyorlar ve müdahale edemiyorsunuz.
Bu kopya meselesini çok sık duyar olduk. İtalyanların
durumu nasıl gelişti?
Bizimkiler sonucu iyi yaparak bunu işin doğrusu zannediyor.
Hâlbuki İtalyanlar İkinci Dünya Savaşı’ndan
sonra bu hale geldiler. Yani Rönesans’ın olduğu ülkede
savaş patlıyor. İnsanlar işsiz, aç, sefil kalıyorlar.
O zamanki mimarlar, tasarımcılar, heykeltıraşlar çok
üretkenler. Heykel yapamayan adam gidiyor, yandaki
komşuya ayakkabı yapıyor. Ayakkabı ile bir şeyler tarif
ediyor. Öteki bir marangoza gidiyor, mimar diyelim
ki o da başka bir şeyle kendini tarif ediyor. Sonra bir
bakıyorlar ki insanlar, tarif edilen her şey daha güzel
oluyor ve daha çok satılıyor. Bu sefer iş geriye dönüyor.
Ustalar mimarlardan, sanatkârlardan yardım
istemeye başlıyorlar ve yavaş yavaş derken İtalyan
tasarımı diye bir şey ortaya çıkıyor. Bugün İtalyan
tasarımının İtalya ekonomisine katkısı 20 milyar Euro
falan. Şimdi ben burada tasarlıyorum benim ustam
zannediyor ki ben yaptım. Bunun tasarlayanı var, marangozu
var, cila yapanı var. Herkes “ben yaptım, ben
yaptım” derse işin çivisi çıkar. Bir de şimdi internet var.
Bilgisayarın başında oturuyorsunuz, kim ne yapmış
görebiliyorsunuz. Oradan aldığın fikri uyguluyorsun
ve iş senin zannediliyor. Yani bu kadar da bedava bir
hayat olmaz. Onun için ben tasarım tescilleriyle, tasarım
hukukuyla ilgilendim bir süre. Beş yüze yakın
tescilli ürünüm var ama hiçbir işe yaramıyor. Herkes
kopyacı olmuş. Türkiye’de kanunlar değişiyor, cezalar
kalkıyor. O yüzden kendime ait bir web sitem yok, yayınlanmış
bir şeyim yok. Artık istemiyorum yani birisi
benden kopya çeksin bir şey yapsın.
 
DEVAMI ARALIK-OCAK SAYIMIZDA...
SOSYAL MEDYA
DİĞER HABERLER
GELECEK SAYIDA
Yukarı Dudullu Mah. Modoko Mobilyacılar Sitesi - Ümraniye/İSTANBUL
2015 © Copyright © Modoko. Tüm hakkı saklıdır. Materyallerin izinsiz kullanılması yasaktır.