DUYURULAR :
  • “ Modoko Life yeni sayısı yayında! Tükenmeden hemen almanızı öneririz. “
  • “ Modoko Life Exclusive D&R'da... “
  • “ Ve Dergimiz 3 Yaşında! “
GERİ DÖN

Geçmiş Zaman Olur Ki

DİRİLİŞ ERTUĞRUL / Sanat Yönetmeni
ÖZÜDOĞRU CİCİ
 
Diriliş Ertuğrul’un Sanat Yönetmenisiniz. Bize hazırlık aşamalarınızdan kısaca bahsedebilir misiniz?
 
Temmuz ayında başladık hazırlıklara. Bir ay tasarım ve çizim süreci başladı, ardından da uygulama kısmına geçildi. Sanat Yönetmenliği önceden zaten yapıyordum ancak öncesi Şehir Tiyatroları’nda Dekor Kostüm Tasarım çalışmalarını kapsıyordu. 8 sezon Kurtlar Vadisi’nin sanat çalışmalarını yürüttüm. Bu büyük işten sonra da Diriliş Ertuğrul gibi yine büyük bir proje geldi.
 
Son zamanlarda çok fazla dönem dizisi görüyoruz. Sizce tarih dizilerden öğrenilebiliyor mu yoksa her hikayenin vizörde bir karşılığını bulmak mümkün mü?
 
Diziden ne kadar doğru da anlatsa insanlar en azından araştırmaya başladı. Muhteşem Yüzyıl ne kadar eleştirilirse eleştirilsin insanlar incelemeye başladı. Bir de dizi izleyicisi sıkılmış ve sıkışmıştı. Her şey tek tipti. Son dönem Türkiye’ye giren yabancı dizilere baktığımızda fantastik dünyadan da beklentiler olunca Game Of Thrones, İbni Sina gibi projeler de öncü oldu elbette.
 
Dizilerin sanat yönetimleri bizim dikkatle ele aldığımız bir başlık. Osmanlı öncesi Orta Asya’nın yaşam biçimleri, oturma biçimleri, kullandıkları aksesuarlar Osmanlı dönemi gibi zengin değildi. Hangi kaynaklardan yararlandınız?
 
Bu oldukça zor bir süreçti çünkü elimizde çok fazla kaynak yoktu. Ok, vs hiçbir aksesuar detayı yok ve biz kayıp bir dönemi incelemeye koyulduk. Gravürler, yabancı keşişler çok güzel not tutmuşlar. Bir de bizde yazılı tarih Osmanlı’nın kuruluşundan 150 sene sonra başlıyor. Bir de Kaz Dağları’nda “Tahta Kuşlar” adından bir köy var. O köy, Kayılar’dan gelmedir aslında. Kızıl Keçiller’den gelmedir. Köylüler kendi kültürlerini unutmamak için bir Etnografya Müzesi yapmışlar. Oraya gittiğimizde biz zaten önemli başlıkları edinmiş olduk. Nasıl aletler kullanıyorlar, nasıl yaşıyorlar daha sonrası da elbette bizlerin hayal gücüne kaldı.
 
Bu gibi güçlü dönem dizileri sayesinde bizler gücümüzü ve yaratıcı ekiplerin artık Türkiye’de de var olduğunu deneyimliyoruz sizler sayesinde. Artık yabancı danışmanlara bile gerek kalmayacak çapta çalışmalar yapıyorsunuz. Ne düşünüyorsunuz bu güncel film piyasası hakkında?
 
Yapımcı şunu diyebilir. Ben bu projeyi şöyle değil, böyle çekmek de istiyorum diyebilir. Bu yüzden sizin gücünüz, yeteneğiniz, hayata yaratıcı bakışınızın falan hiçbir önemi kalmayabilir. Biz işe başladığımızda Mehmet Bozdağ sadece şunu istedi: Ne olduğu önemli değil ben sadece gerçeği isytiyorum dedi. İşin çok ciddi bir maddi bir boyutu var. Siz maddi anlamda da sıkıştırılmadığınız zaman işler yolunda yürüyor. Bir de zaman konusu var. Yabancı filmlere baktığınızda bir sezonda 10 bölüm çekiliyor. Biz 30 bölüm çekiyoruz. Hem daha uzun sürede çekiyorlar, hem de hayal güçleri sınırlı değil. Şimdi biz de artık böyleyiz. Hayal gücümüz sınırlanmadan çalışıyoruz. Bu büyük bir lükstür.  Bu yüzden iş inandırıcı oluyor. Tasarlanan kılıçlar hep bir kurgu tasarım ancak malzemeler çok değerli malzemeler. 
 
Çadırlara ya da tüm yaşam alanlarına baktığımızda muazzam gerçekçi bir yaşam ve koku alıyoruz. Bu dünyayı kurarken, Anadolu’nun ilk oturma, barınma, yemek yeme vs gibi alanlarını nasıl çalıştınız?
 
Keçenin üzerine bizim kendi atölyemizde özel olarak çalışıldı. Kalıplar hazırlandı. El dikişi ile dikildi. Hayal gücü ürünü ancak Orta Asya çadır hayatını inceleyip, el işlemesi uyarlamaları yapıldı. 
 
Dizi sürelerinin uzun olması sizi nasıl etkiliyor?
 
Özel hayatımız kalmıyor. Dizi sektöründe, ruh sağlığının korunması gereken bir kadroyu kapsıyoruz. (Gülüşmeler) Karımdan çok beraber çalıştığım arkadaşlarımı görüyorum. Eşimle beraber de çalışabiliyorum ancak her hafta bir sinema film çekmeye çalışıyorsunuz. Senaryo geliyor örneğin. Diyelim ki özel bir sandık var. O sandığı çizip üretme aşaman çok kısa oluyor. Dizi süresi uzun olduğu için yaratıcılığınızı etkiliyor. 
“Geçmiş Zaman Olur ki” bölümümüzün bu ayki konusu Orta Asya oturma ve yaşam biçimleri idi. Bu özel tarihi sayfamız adına bizlerle deneyimlerinizi paylaşırsanız çok seviniriz.
Elbette. Biz tasarımda yola çıktığımızda ilk önce elimizde ne varı düşündük. Her gün kestiğimiz bir hayvan var. Biz hergün hayvan kesiyorsak, oturma düzeninde sandıklar oturma sedirleri vardı. Tüm ana tema, demonte olarak sökülebilir ve taşınabilir bir ortam kurmalıydık. Çünkü her an göç etmeye hazır bir toplum. Koltuk yok. Daha çok sedirlerin içlerini kendi kıyafetleri ile dolduruyorlarmış ki göçe çıktıklarında artı bir deke ihtiyaç duyulmasın. Hep göç edilebilir. İçerde materyal olarak, biliyoruz ki kerestecilik durumları var, ağacımız var, kemik var, boynuz var post var. Kağnı bile çok kullanılmıyor. O da Şah’ın taşınması için. Bir Türkmen’in çadırını bir deve bile taşıyabilir. Tüm tasarımları bu materyaller üzerinden hazırladık. Hocalarımdan da destek almak için araştırmalar yaparken hocamın bir öğüdü de çok işime yaradı. Dedi ki; “Ne kaynak arıyorsunuz. O yaşamı öğrenmek istiyorsanız, bırakın telefonlarınızı, çıkın dağa ve yaşamaya başlayın.” Dedi. O durumu da deneyimledim ve çok işime yaradı. O zaman, sabah kalktığınızda karnınız acıkıyor, neye ihtiyaç duyacaksınız? Elinizi yüzünüzü yıkamak için nelerden destek alırsınız? Suya yakın olmanız lazım. Eti kestiniz, tütsülemeniz lazım. Postun kıllarından yararlanman lazım. Keçe yaparsın, Kemiklerden silah yaparsın. Boynuzdan neler yapabiliriz gibi koku alarak ilerledik. Etnografya Müzesi’nde uzun su kabakları vardı ve köylü teyzelere sorduk bu ne diye; “Vallahi bizim ananelerimiz baharatları bunların içine koyup toprağa gömermiş” dedi. Hımm demek toprağa saklıyorlar dedik vb. 
Örneğin obada bir demircimiz var, demiri nereden alıyorlar? Kervanlardan demir cevherlerinden alıyorlar. Kilim veriyor, ya da yazma veriyor karşılığında demir cevherlerinden alıyor, ya da hançer veriyor, karşılığında başka bir şey alıyor.
 
Oyuncuların bu yaşam alanlarına uyumu nasıl oldu?
 
Ben öncelikle konservatuar oyunculuk mezunuyum. Tabi oyunculukla da ilgiliyim. Ayrıca çok da mutluyum çünkü inanılmaz iyi oyuncularla çalışıyoruz. Her biri çok yeteneklidir. Örneğin Turgut balta kullanır, Ertuğrul iyi ata biner. O aksesuarları ile bütünleşip aylarca çalıştılar. At, ok, kılıç, at üstünde kılıç her bir eğitimi detaylıca aldılar. Turgut balta ile bütünleşti ve onun balta ile savaştığını izlerken zevk alır hale geldik. Oyuncu bunu başarınca siz daha çok keyif alıyorsunuz. 
 
Hikaye ve çekim hazırlıkları öncesinde Diriliş Ertuğrul hakkında nelerden bahsetmek istersiniz?
 
Şunu açıkça söyleyebilirim; Bunu Tekden Film’de deneyimledim. Hikayenin proje mimarı, Yapımcı Mehmet Bozdağ bize şunu dedi; Ben bir kör kuyuya para atıyorum razıyım ancak hakkı ile iş çıksın dedi. İnanç çok önemliydi. Bir işe başlıyor adam, ama inanmıyor. Bu yüzden iş güzel olmuyor. Bizde herkes inandı bu yüzden leziz oldu. Bunun üzerine daha fazlasını koymak lazım. Biz de kendimizi geliştirdik. İlk kez 1225 yılını yapan biz olduk. Kayı Boyu dediğinizde, Orta Asya’dan daha yeni geldiklerini düşünün. Anadolu’nun Doğu tarafındayız ve etkilenebilecekleri çok şey var. Orta Asya kültürü zaten var, Halep’ten etkilenme var, Anadolu Selçuklu’dan etkilenme var. Bunu en iyi Doğan’ın kılıcında görebiliyoruz. Kılıca baktığınızda biraz doğan gagası gibidir, biraz palaya benziyor, biraz Moğola benziyor ancak hiç biri değil. Tek bir kültürü baz alamazdık. Bir geçiş süreci de gerekiyordu. Bizimkiler göç edip, Söğüt’e geldiklerinde taş yapıların içine geldiklerinde yazın yine çadırda yaşıyorlar, kışın taş binada yaşıyorlar. Yerleşik hayata geçmek zaten 50 sene sürüyor. At üstünde yaşamı hiç bırakmıyorlar. Yerleşik hayata geçip, Osmanlı Beyliği’ni kurduktan sonra da, akıncılık durumu devam ediyor. Bu devam ettiği için imparatorluğa doğru yol alıyorlar. Kanuni’ye bakarsanız babasından aldığı imparatorluğu tam iki buçuk katına çıkarmıştır bu psikoloji ile. O da hiç durmamış. 
 
Uluslar arası platformda ne gibi çalışmalar yapmayı hedefliyorsunuz?
 
 
 
Böyle bir hayalim yok. Çünkü burada yapacak çok şey var. Buranın şöyle bir devamı var. Atölyede çizimlere göz atarsanız, hançeri ilk çağdan tasarlamaya başladık. Hobbit’in bir kitabı çıkmıştı ve biz bu projeden sonra bir kitap çıkarmayı düşünüyoruz. Yurtdışında tabiî ki sahne dekorları yaptım. Almanya’da vs sahne dekorları yaptım ancak onlarla yapmak ister miyim? hayır. Gothe Enstitü’de, Almanya’da dekor tasarımı yaptığımızda, “kalmak istiyor musunuz” dediklerinde, “hayır” dedik buradan oraya doğru büyümeyi tercih ederim. Mehmet Bey’in de duracağını hiç sanmam devam edecektir. Onun da çok güzel bir hırs ve hayal gücü var ve yaptığından memnun olmazsa, göstermez herhalde. Geçmişimizden korkuyoruz. Hala saray arşivlerinde ulaşılamaz bilgiler var. Örneğin bir Kurdoğlumuz var. Obanın içinde bir hain ve bunu saklamaya gerek yok bu gerçek. 
 
Aksesuar detaylarını alabilir miyiz?
 
Dilsiz uşak kıyafet asmak için kullanılan bir mobilyadır. O dönem var mıydı yok muydu önemli değil. Bizim bunu sunma biçimimiz önemlidir. Otağda evin arz odası var. Kandiller var. Çadırlarda içeri girdiğimizde sol kısım her zaman oturma kısmıdır. Karşımızdaki kısım yatma kısmıdır. Sağ taraf mutfak kısmıdır. Ortada da sönmeyen bir ocak vardır. Bizdeki “Ocağın Sönsün” deyimi buradan gelir. Ocak söndüyse gidiliyordur ya da ölüm vardır. Yemek alanında da, bu ocağın etrafına tek tabak konur ve herkese tabak düşmez. Herkesin bir kaşığı vardır. Birçok sözün aslında burada karşılığını bulmanız mümkün. “Sözünden dönenin kaşığı kırılsın” sanırım buradan geliyor. Göç edilirken kaşık çok önemli çünkü. Çatal yok. Herkesin cebinde hançer var sadece. Çatal için şeytan adeti deniyor. Batı kültüründe de kaşık ve bıçak var sadece. Hint kültüründe de sağ elle yenir, sol el temiz bırakılır. Etler kurutularak saklanıyor. Pastırma meydana geliyor.  
 
Teknik ve yönetimden de biraz bahseder misiniz?
 
Veysel Tekşahin ışık dehasıdır. Buranın doğal ışığını kullanarak yapıyor ve çekimlerde gölge ve karanlık meselesi çok önemli o da bunu çok iyi başarıyor. Metin Günay Yönetmenimiz; bu dünyayı güzel yarattı. Bu dünyayı harmanlayan Yönetmen’dir. Metin abi her şeyi çok güzel bir araya getirdi.
SOSYAL MEDYA
DİĞER HABERLER
GELECEK SAYIDA
Yukarı Dudullu Mah. Modoko Mobilyacılar Sitesi - Ümraniye/İSTANBUL
2015 © Copyright © Modoko. Tüm hakkı saklıdır. Materyallerin izinsiz kullanılması yasaktır.